BİZİ TAKİP EDİN
İSTANBUL, TURKEY
17 ARALIK 2007 / 11:34

Kuduzla mücadele için koruyucu veteriner hekimlik hizmetleri yeterli mi?

Ülkemizde ve dünyada kuduza bağlı insan ölümlerinin yüzde 99'u ne yazık ki kuduz köpeklerden kaynaklanmaktadır. O halde, kuduzla mücadelede sahipsiz köpeklerin kontrolünün taşıdığı önem inkar edilemez. Ancak, sadece köpekleri yok etmeye yönelik bir mücadele politikasından bahsederseniz, şüphesiz bu da kabul edilemez. Öncelikle şunu sorgulamalıyız: Acaba, ülkemizde bulaşıcı hastalıklarla mücadele için yeterli bir alt yapı var mıdır? Yaban hayvanlarının aşılanması vd. koruyucu hekimlik hizmetleri ve eğitim başta olmak üzere her şey layığıyla yapılmış da sıra köpeklere mi gelmiştir?

Dünyadaki, hayvanlardan insanlara geçebilen 200'den fazla hastalıktan 40'ının ülkemizde bulunduğu belirtilmektedir. Ülkemiz coğrafi konumu, kara sınırlarının genişliği, birçok komşu ülkede veterinerlik hizmetlerinin yetersizliği gibi nedenlerle ülkeler arası yayılabilen bulaşıcı hastalıklar (kuduz da buna dahildir) bakımından büyük risk altındadır. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, Türkiye'de, şap, brusella, çiçek, kuduz, tüberküloz, şarbon, koyun ve keçi vebası gibi hastalıkların kontrol altına alınamadığını bizzat itiraf etmektedir. Buna rağmen ülkemizde koruyucu hekimlik hizmetleri oldukça yetersizdir. Bunun nedenlerini önceki yazılarımızda anlatmaya çalıştık. Ancak, ülkemizde geçtiğimiz sene kuduzdan ölen insan yokken, ne yazık ki, " Kırım-Kongo kanamalı ateşi" ve "kuş gribi" gibi hayvandan insana geçen hastalıklardan dolayı insan ölümleri olmuştur. Hala, bu ölümlerden ders alınmamış; hala, veteriner sağlık hizmetleri tarımın gölgesinden kurtulamamış; hala bu hastalıklarla mücadeleyi gerçekleştirebilecek dinamik, yeterli sayıda personel ve donanıma sahip bir veteriner teşkilatı kurulamamıştır. Bu teşkilatın olmayışının ceremesini bu güne kadar en fazla köpekler, kuşlar ve şüphesiz insanlar çekmiştir. Yarın hangi hayvan türünün itlafına sıra geleceği bilinmemektedir. Örneğin, tavşanlardan insanlara geçebilen hastalıklarda -ki 2004 yılında Kars ve Amasya illerimizde tularemi salgını görülmüştü- bir artış gündeme gelirse, mevcut yapıyla koruyucu hekimlik hizmetleri yapılamayacağından tüm tavşanlara karşı savaş açmaktan başka çare kalmayacaktır.

» Koruyucu hekimlik neden bu kadar önemli?
- Bu konuda Vet.Hek. Adnan Serpen'in AB Veteriner Hekim Platformu'nda yayınlanan değerli görüşlerinden alıntı yapmak istiyorum: "Ülkemizdeki sağlık sistemine baktığımızda lüks hastane açma, ambulans, ilaç ve çılgınca medikal malzeme harcamalarıyla, tedavi hekimliğine öncelik verilmektedir. Türkiye'de tedavi hekimliğinin toplam sağlık hizmetlerindeki oranı yüzde 50'nin üzerindedir, AB'de ise bu oran yüzde 17 civarındadır. Yani bu ülkelerde, daha fazla ekonomik yarar sağlayan koruyucu hekimliğe önem verilmektedir. Tedavi hekimliği uygulamalarına rağmen her hasta yeterli sürede, bilimsel normlara göre muayene olabiliyor mu? Hayır! Dünya Sağlık Örgütü yıllar önce bir hastanın doktor tarafından ideal muayene edilme süresini 20 dakika olarak saptamıştır. Ülkemizdeki hasta yoğunluğunu dikkate aldığımızda bu sürenin uygulanması mümkün değildir. Oysa bu yük ancak korucu hekimlikle azaltılabilir. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı'nda ise, 1985 yılında başlatılan uygulamalar nedeniyle koruyucu hekimlik hizmeti diye bir şey kalmadı; ülkemiz bulaşıcı hayvan hastalıklarından geçilmez hale geldi, Zoonozlarla mücadelede multidisipliner koruyucu hekimlik hizmetlerine önem verilmesi gereklidir. Bu hizmetlere gereken önemin verilmemesi nedeniyle, başarı elde etme şansımızın zor ve tesadüflere bağlı olduğuna inanıyorum".

» Koruyucu hekimlik hizmetlerinin önemsenmemesinden çıkar sağlanıyor olabilir mi?
-Bu hizmetlerin aksamasıyla, yani insanlara geçebilecek hastalıkların hayvanlarda yok edilememesiyle daha fazla insan hastalanmakta, böylece hastaneye, ilaca ve sağlık malzemelerine müthiş paralar harcanarak bazıları köşeyi iyice dönmektedir. Bu hastalıklardan sadece birinin insanlardaki tedavisi için harcanan rakam (yani trilyonlar), bulaşıcı hayvan hastalıklarının tümünü kapsayan koruyucu hekimlik hizmetleri için ayrılan ödenek kadardır. Bu ifademizle koruyucu hekimliğe ayrılan ödenekle tedavi edici hekimliğe ayrılan ödenek arasındaki uçurumu iyice vurgulayabildiğimize inanıyorum. Sorunun yanıtına gelince, şüphesiz bu ihmalin amacı birilerinin 'çıkar sağlaması' değildir, ama birileri gerçekten ciddi çıkarlar sağlamaktadır.

» Köpekleri yok ederek hastalığın önüne geçme düşüncesi ne derece bilimseldir?
- Evcil bir hayvanda kuduzun görülmesinin suçu, bu hayvan türünü evcilleştirip yaşadığı ortamının hazırlanması, beslenmesi, sağlığı, vb. konularında kendiliğinden sorumluk aldığı halde, onları koruyamayan insanoğluna aittir. Kuduzdan korunmada sahipsiz tüm köpeklerin yok edilmesi belki etkili olabilir ama bu işlem bizleri de insanlık yolundan uzaklaştırır. Köpekleri evcilleştirip insansız yaşayamaz hale getiren, ev ya da sokaklarda yaşamaya mahkum eden ve onu uygarlığın gelişimindeki her aşamada sömüren insanlık, en yakın dostumuz diye övdüğümüz bu canlıyı hastalıklardan da korumaya mecburdur. Veteriner hekimin görevi de budur. Hayvanlar korunduğu takdirde insanlar da bu hastalıktan korunacaktır.

İnsani değerlere ters düşen bir bilim mantığı düşünülemez. Hastalıklardan korunma adına işlenen cinayetlerden elde ettiğimiz kazançlar, kaybettiğimiz insanlıktan daha değerli olamaz. Kaldı ki, aynı bilimi bu köpekleri yok etmek yerine, insanları teşvik ederek sahiplendirmek için kullanmak da mümkündür. Bunun da tek yolu, toplumun nitelikli bir hayvan sevgisine ve 'haklarına saygı' duygusuna sahip olmasıdır. Bu, özellikle sosyoloji ve sosyal psikoloji alanında çalışan bilim insanlarımızın konusudur. Kısacası kuduz sevgiyle yenilecektir...

» Neden veterinerlik fakültelerinde 'hayvan sevgisi' öğretilmiyor?
-Sık sorulan bu sorunun bence net bir yanıtı var: "Hayvan sevgisi dersle öğretilemez". Kimseye "hayvanları sevin, tamam mı?" gibi bir söz söylemenin yararı olmaz. Tıp fakültelerinde de insan sevgisi öğretilemez. Yine de birçok veteriner fakültesinde hayvan haklarıyla ilgili dersler anlatılmaya başlandı. Fakat, "sevgi" okullarda değil, yaşamayla kazanılır. Neticede, fakültelerimize gelen öğrenciler farklı bir toplumdan gelmiyorlar ki, toplumun genel yapısından farklı olsunlar. Keşke mevzuat uygun olsaydı da bu öğrencileri seçerek alabilseydik. Buna rağmen hayvanları çok seven, aldıkları yüksek puanlarla bir çok fakülteye girebilecekleri halde, bu sevgilerinden ötürü veteriner fakültelerini tercih eden birçok öğrencimiz olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Diğer yandan, ülkemizde veteriner fakültesi sayısı en fazla 5 tane olması gerekirken 20'yi aşmış durumdadır. Koşullar böyleyken bu fakültelere giriş puanlarının yüksek olması söz konusu olamaz. İşte en büyük hata, yaşamla ilgili eğitim veren bu önemli fakültelere eldeki kısıtlı imkanların bu kadar çok sayıdaki fakülte arasında pay edilerek eğitim kalitesinin düşürülmesidir. Sırada açılması planlanan yeni fakülteler de var. Gelin hayvanlarımız adına, hepimiz bu yeni fakültelerin açılmasına karşı çıkalım! Çok sevdiğimiz bu canlıların sağlığının, bazılarının siyasi menfaatlerine alet edilmesine müsaade etmeyelim...
ETİKETLER : Güncel kuduz kuş gribi