BİZİ TAKİP EDİN
İSTANBUL, TURKEY
18 ŞUBAT 2012 / 12:30

panter emelle söyleşinin ardından

İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu, 11 Şubat 2012 tarihinde Sayın Emel Yıldız, namı diğer Panter Emel ile söyleşi düzenledi.

Bu söyleşinin gerçekleşmesinde 2 temel gaye yatıyordu;

ilki, hayatını bu yola adamış ve hayvan haklarını Anadolu'nun en ücra köşesinde en cahil kisiye bile duyurmuş Emel Hanım'a  kendi adımıza düşen vefa borcunu ödemek,

İkincisi ise Emel Yıldız’ın üzerine yapışmış yanlış imajı ortadan kaldırarak esasında Emel hanımın gerçek yüzünü; bilgisini ve donanımını gözler önüne sermek.

 

Ben de aylardır evde kızımı büyüttüğüm için  uzun zamandır katıldığım ilk etkinlik olarak, söyleşinin gerçekleştigi Burhan Adli Apaydın Salonunda yerimi aldım, katılımcılar arasında.

 

Katılımcılar, Emel Hanım'dan medet umuyor, nasıl herkes biraraya gelir, hayvanlar için birlikte nasıl hareket edilir diye soruyorlardı ki bir avukat kalktı, söz aldı ve "Hayvan hakları için biraraya gelelim, otobüslerle Ankara’ya gidelim" dedi.

 

Bunun üzerine Emel hanım,  Avukat hanımın sözlerine karşılık bir yazı okumak istediğini belirtti:

“Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg, Bilgi Ağacı'nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş.  Kuşlar Simurg'a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg'u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler. Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg'un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg'un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg'un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler.

 

Ancak Simurg'un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı'nın tepesindeymiş.

 

Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar.

 

Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp. Papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş. Kartal, yükseklerdeki krallığını bırakamamış. Baykuş yıkıntılarını özlemiş. Balıkçıl kuşu bataklığını. Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış.... Kaf Dağı'na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.

 

.. Simurg'un yuvasını bulunca ögrenmişler ki; "Simurg - otuz kuş" demekmiş. Onların hepsi Simurg'muş.

 

Hikayeyi bitirdiğinde kendisinin gözleri dolu, bizim gözlerimiz dolu...

 

Ben de bir soru sormak istiyordum kendisine,

Önce açtığı bu yolda hayvanlar ve hakları için hukuki mücadele verdiğim için gurur duyduğumu söyleyecek sonra da 50 yıla yakın verdiği bu mücadelede, o yıllarla bugünleri; hayvan severler, toplum ve yetkililer açısından karşılaştırarak  değerlendirmesini isteyecektim.

 

Sonra sorumun içinde, daha sormadan cevabımı buldum.

 

2004 yılında çıkan 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanununu saymazsak, eğer 50 sene önce de, bugün de hayvan severler, toplum ve yetkililer olmak üzere 3 ayrı  grup sayıyorsak, esasında pek de bir şey değişmiş olamazdı.

 

Şunu unutmamak gerekir ki, bir ülkede, hakların, sadece yasalarla korunması mümkün olamaz. Bir hakkın, layıkıyla korunabilmesi için yasanın varlığı dışında, yasanın düzenlenme amacının, yetkililer tarafından sindirilmiş olmasi ve toplum tarafından da sahiplenilmiş olması gerekir.

 

Örnek vermek gerekirse, bir belediye bir bölgede  itlaf yaptığında,;

Evet,  5199 sayılı Hayvanlari Koruma Kanunu mevcuttur. Evet,  belediyenin eylemi yasaya aykırıdır!

Ancak belediye yetkilileri bu yasayı benimsememiş, toplum yasanın koruma gayesini içselleştirmemiş ise belediye de  bu eylemi karşısında sadece hayvan severleri buluyorsa, belediye gizliden gizliye de olsa yasaya aykırı eylemlerine devam edecektir.

 

Ancak, belediye itlaf yaptığında, kamu vicdanı rahatsız oluyor ve kamu vicdanı yara alıyorsa, belediye bir daha gizli olsun olmasın böyle bir eyleme cesaret edemeyecektir. Çünkü artık karşısında, oyalaması gereken bir avuç hayvan sever yoktur. Toplum bilinci, işte bu noktada hayvanlar için hayati önem taşır.

 

Kısaca, söyleşiden, biraz umutlu biraz umutsuz ayrıldım.

Ancak sonra düşündüm de, bu hayvanlar için umutsuz olma lüksümüz yok.

Bizim de umudumuz yiterse, onları yarı yolda bırakmış oluruz.

 

Mücadeleye devam etmek lazım!

Kurtarılmayi beklememek lazım!!

Simurg olmak lazım...

 

İstanbul Barosu

Hayvan Hakları Komisyonu

Bşk. Yrd.

Av. Deniz Tavşancıl Kalafatoğlu